Ziyafet

   Bir gün zengin bir şef halkına büyük bir ziyafet sunmaya karar verdi. Tarih belirlendi ve herkes ziyafette davet edildi. O gün gelirken herkesin beraberinde bir sürahi üzüm şerbeti getirmesi istendi.

          Ziyafet günü, şef çeşit çeşit yemek hazırlatmıştı. Kimse, bundan daha harika, daha güzel bir ziyafet daha önce duymamış, görmemişti. Yemeğe gelenlerin içinde bir adam vardı ki, bu adamın getirecek üzüm suyu yoktu. Karısı ona çok üzüm şerbeti olan bir arkadaşından satın almasını söyledi. Ama adam üzüm şerbeti yerine bir sürahi su götürmeyi planladı. Nasıl olsa, kimse büyük kaba o kadar çok üzüm şerbetinin yanı sıra bir sürahicik su koyulmasını fark etmezdi. Böylece, bu aile için yola çıktı ve yolda bir pınardan sürahilerini suyla doldurdu.

 

   Ziyafet yerine ulaştıklarında adam, diğerlerinin ellerinde sürahi, sıra olduklarını gördü. O da sıraya girdi. Sırası gelince suyu, diğerlerinin getirdiği üzüm şerbetinin olduğu büyük kaba boşalttı. İçinden de :

   ‘Kimse bir şey anlamaz. Bu kadar çok üzüm şerbetinin içinde azıcık suyun tadını kim alabilir ki?’ diye düşünüyordu.

   Sonra misafirler kendilerine ayrılan yere oturdular. Herkese birer bardak verildi ve şef  bardakların doldurulmasını emretti. Hava çok sıcaktı, insanlar fazlasıyla susamış ve soğuk üzüm suyu için sabırsızlanıyorlardı. Sonunda şefin el hareketiyle hep birlikte üzüm şerbeti bardaklarını dudaklarına götürdüler. Birer yudum almışlardı ki, şaşıverdiler, sonra bir yudum daha aldılar. Şef kızgınlıkla yüzünü buruşturdu.

  Olan şuydu: Herkes o adam gibi düşünmüş, ziyafete gelirken yolda sürahilerini aynı pınardan doldurmuşlar ve büyük kaba su dökmüşlerdi. Kimse, büyük kaba bir damla bile üzüm şerbeti koymamıştı.