Kısmet

Yaşlı ve spor giyimli bir adam, son model arabasını deniz kenarına çekmiş, portatif şezlonguna kurularak yurt dışından yeni getirdiği oltasını denemeye başlamıştı. Fakat kısmetli bir adam sayılmasına rağmen, her nedense tek bir balık bile tutamıyordu.

Yaşlı adam, hemen yanı başındaki büfeden aldığı sosisli sandviçini soğuk kolası eşliğinde yerken, yan tarafına genç bir balıkçının yanaştığını fark etti. Giyinişinden çok fakir olduğu anlaşılan adamın bir poşet içinden çıkardığı oltalar yer yer düğümlenmiş ve her biri farklı boylarda olan iğneleri paslanıp körelmişti.

Yaşlı adam, can sıkıntısını giderecek bir eğlence bulmuş olmanın mutluluğuyla balıkçı arkadaşını seyrederken, onun bir anda heyecanlandığını fark ederek gülümsedi. Alelacele çekilen misinanın ucunda mutlaka delik bir postal olmalıydı. Ancak yaşlı adam, biraz sonra hayretinden şaşkına döndü. En az yarım kiloluk bir balık, oltanın ucunda çırpınıp duruyordu. Genç adam, besmeleyle çıkarttığı balığı temiz bir poşete koyduktan beş on dakika sonra, ikincisin de yakaladı. Yaşlı balıkçı, etrafa parıltılar saçan polyester oltasını boşuna sallayıp dururken yan gözle arkadaşına bakıyor ve böyle bir tesadüfe bir türlü ihtimal veremiyordu. Fakat adam üçüncü balığı yakaladığında, Merakını yenemeyerek ayağa kalktı ve ona doğru yanaşarak:

-Bu kadar kötü bir oltayla nasıl avlandığınızı anlayamadım, dedi. Bu işin sırrını söyler misiniz?

Genç adam, tuttuğu balıkları yeterli bulmuştu. Oltasını yavaş yavaş toplarken:

-Bu işin sırrı, balık tutmam için Allah’a dua eden yavrularımdır efendim, diye cevap verdi. İki gündür ekmekten başka bir şey yiyemediler de...