Biraz Daha Benzin

Bob'un babası Stockton'da araba satıyordu. 1958 model bir Cadillac arabası vardı, bu araba onun gururu ve neşesiydi. Bilirsiniz, kuyruğu cennete kadar uzanan o upuzun arabalardan, hani sahibinden insanlar kadar ilgi gören. Asla açık havada bırakılmaz, sabırla yıkanır ve cilalanır. İnsanoğlunun tekerlekli aletlere düşkünlüğünün en güzel örneklerinden biridir. Bob, on altısını henüz devirmiş, ehliyetini de yeni almış. Onun Cadillac'ı kullanmak için ölüp bittiğini bilen babası eline üç dolar sıkıştırmış ve onu benzin almaya yollamış.

Kendiyle gurur duyan ve arabayı kullanmaya aşırı heveslenen Bob arabayı benzin istasyonuna doğru sürmüş. İstasyondaki görevli depoyu doldurmuş, camları yıkamış, arabanın yağını ve lastiklerin havasını kontrol etmiş. Bu arada Bob yüzünde gülümsemeyle arabada oturmuş (unutmayın, 1960 yılından söz ediyoruz).

Ve akla gelmeyen şey olmuş. Benzincideki görevli ne olduğunu anlayamadan araba hızla kalkmış, Bob hızla köşeyi dönmüş, hızını alamamış ve arabanın yarım beton sütuna çarparak göçürmüş. O anda midesinde bir ağrı hissetmiş ve bir an için oradan kaçıp uzaklaşmak istemiş. Babasının yüzündeki ifadeyi aklına getirmek bile onu çıldırtmış. Hangisinin daha kötü olduğunu çıkaramamış; babasının öfkesinin mi, yoksa yaşadığı hayal kırıklığının mı? Her iki durumda da bu olayla yüzleşmek zorunda olduğunu düşünmüş. Arabayı eve geri sürmüş, park etmiş, yüreği burnunda, başında ağrı, on altı yaşındaki delikanlı babasının karşısına dikilmiş.

Birlikte zararı belirlemek için dışarı çıkmışlar. Zarar makulmüş. Bob babası hiçbir şey söylemeden orada dururken adeta bir asır geçmiş gibi hissetmiş. Sonunda, Bob babasına dönmüş ve titreyen bir sesle "Baba, benim ne yapmamı istiyorsun?" diye sormuş.

Babası arka cebindeki cüzdanına uzanmış ve içinden iki dolar çıkmış. Parayı Bob'a uzatmış ve "Oğlum, sanırım gidip biraz daha benzin alsan iyi olacak." demiş